Decathlon Seven Bir Müşterimizin Kamp Macerası

Quechua Fresh & Black çadırıyla Saklıgöl’e kamp atan kampsever müşterimiz Sinan Ceylan’ın 1 gece süren doğa macerası. Keyifli okumalar 🙂

Yazının orijinali için: https://ucantabure.com/2015/10/14/sakligolde-sonbahar-kampi/


Saklıgöl’de Sonbahar Kampı

Günler günleri kovalıyor, artık işten çıkıp metroya gidene kadar geçen sürede havanın alacakaranlığa dönüşmesine tanık olurken insanın elleri üşüyordu. Eylül ayında havalar hala yaz standardında geçtiği için mevsimsel dönüşümü tam olarak idrak edemeyip askıda kalmıştık ama ekim bize kışın yaklaşmakta olduğu gerçeğini sağnakları ve akşamları üşüten serinliği ile hatırlattı. Evet, bu hatırlatmaya yanıtsız kalamazdık ve karakış sağlam bastırmadan bizim bir aktivite yapıp sezonu kapatmamız gerekiyordu.

Şimdi işin aslı, çalışma arkadaşlarımdan Aydan bi keresinde Hacıllı diye bi köyden bahsetmişti yazın. Böyle şelalesi var, mağarası var filan. Yazın planlar bi türlü uyuşmadı da gidememiştik. Aslında Eylem’e kamp yapalım dediğimde ilk baştaki hedefimiz Hacıllı köyüydü. Hacıllı nerede, nasıl gidilir derken Şile-Ağva otobüslerini bulduk. Sonra Üsküdar’a gidip köye nasıl gideriz diye soruştururken şahsi araç olmadan oraya gitmenin epey zor olacağını öğrendiğimizde, zaten kısıtlı olan vaktimizi riske etmek yerine ayaküstü plan değişikliği yapıp dosdoğru Şile’ye gitmeye karar verdik.

sinan ceylan - saklıgöl 1

Peki Şile’de ne vardı? Açıkcası bi fikrimiz yoktu ama otobüs beklediğimiz sırada Şile’de yaşayan bir elemandan duyduğumuz kadarıyla bir göl vardı. Saklıgöl. Şelale melale niyetiyle yola çıktığımızdan, soğumuş havaları da göz önünde bulundurup yüzecek halimiz olmadığı için göl de pekala kamp manzarası için uygun olabilirdi. Hemen bu planı kabul ettik.

Öncelikle ulaşım meselesini özetlemek istiyorum. Üsküdar sahilden kalkan Şile-Ağva otobüslerine bindik. IETT 139A olarak da biliniyor. Üsküdar, Ümraniye ve Çekmeköy’den geçip otobana çıkınca Şile’ye varması yaklaşık 2 saat sürüyor. Şile merkezde indik. Taksi bulup bizi TOKİ evlerine (Ahmetli yönü) doğru götürmesini söyledik ama oraya varmadan Saklıgöl sapağında indik. Kalan birkaç km yolu yürümeyi tercih ettik.

sinan ceylan - saklıgöl 2

Kamp faailyetinin yanında böyle yürümek de bu işin tamamlayıcı unsurlarındandır. Yürüyüp etrafı inceler, yoldan manzaralar görürsünüz.

sinan ceylan - saklıgöl 3

Manzaraların yanı sıra yerel lezzetler de yol üstünde sizi bekler. Bu civarda yaşayan köylüler, ufak işletmeler açıp gözleme işine girmişler. Açıkca söyleyebilirim ki, bunlar şimdiye kadar yediğim en lezzetli gözlemeydi. Tam olarak hangi dükkan derseniz adı var mı ki, derim. Ama hemen hepsi aynı olsa gerek.

sinan ceylan - saklıgöl 4

Derken arkadaşlar, biz nihayet göl kenarına vardık. Göl kenarında ilk olarak tesisler karşınıza çıkıyor. Oradan devam ettik. Göl kenarına paralel yollardan ilerledik. Bu arada yolda ben böyle görünüyordum. Tam moda girmişim, ne yalan söyleyeyim:

sinan ceylan - saklıgöl 5

Karşımıza bu iki kafadar çıktı:

sinan ceylan - saklıgöl 6

Bunlar tasmalı ve belli ki cins köpekler. Dost canlısı ve kıpır kıpır hayvanlardı. Sürekli hareket halinde olduklarından daha iyi bir fotoğrafları yok. Öndeki biraz daha küçük, arkadaki ise daha iriceydi.

Kamp kurmak için güzel bir nokta bulduk. Kurumuş sonbahar yaprakları üzerinde göle bakan bir yer:

sinan ceylan - saklıgöl 8

Çantaları inidirip kısa süre dinlendikten sonra kısa sürede sistemi kurmuştuk. Zaten havalar da artık çabuk karardığı için isabet olmuştu. Ve evet, son bi çay içelim de içimiz ısınsın diye göl tesislerine yürüdük. Zaten tesis 8’de kapanıyormuş. Son hesap ödeyenlerden birisi bizdik ve geri dönerken el feneri ve kafa lambası dışında yolu aydınlatan hiçbir ışık kaynağı yoktu. Ve yukarda bahettiğim iki kafadar köpek de bize eşlik etmeye başlamıştı…

Tamam, doğaya karışmak dedik, ama havanın erkenden karardığı serin bir sonbahar akşamı da 9’da uyuyup ne yacapksın. Kalkıp etrafı da gezemiyoruz. Melih’in netbook’u ödünç almıştım ve çadırda bir doğa belgesel filmi izledik. Bunu da Aydan önermişti. Konsepte uygun sayılır hem de kısa diye bunu seçtik. Bir yandan, bizim köpekler çadırın etrafında -orada oldukları belli etmek istercesine- bir takım sesler çıkararak dolanmaya devam ediyorlardı. Arada çadırdan kafayı çıkarıp bakıyordum. Büyük olan köpek bir süre sonra kayıplara karıştıysa da, küçük köpek bizle kalmayı tercih etmişti ve biz de yanımızda getirdiğimiz konserveleri onunla paylaşmaktan çekinmedik. Yavrum ne kadar acıkmış. Bakın bunlar cins köpek demiştim. Muhtemelen sahipleri buraya bi yere getirip terk etmiş. Biraz da su verdik ve sonra uyumaya çekildik. Gece birkaç kez ani havlamalar dışında etraf tamamen ıssızdı. Bir de arada geçen yağmur bulutları çadırı şıpırdatıyordu, ama o kadar…

Sabah olmuştu. Biraz serin bir sabahtı ve açıkcası üşümüşüz. Ama uyanıp termostaki sıcak sudan bi kaç yudum alınca kendimize geldik. Şimdi sıra, kampın en iyi tarafına gelmişti. Çadırı açıp dışarıya bakmak…

sinan ceylan - saklıgöl 9

Kıskandınız mı? Evet, manzaramız böyleydi. İşte böyle bir sabaha uyanmak her şeye değer dostlarım. Biraz tembellik yaptıktan sonra kalkıp çadırdan çıktık. Ama bu manzaranın yanı sıra bizi bir sürpriz daha bekliyordu ki, köpek dostumuz sabaha kadar nöbet tutmuş, çadırın yakınından hiç ayrılmamıştı. İşini de biliyor kerata, güzel yer seçmiş:

sinan ceylan - saklıgöl 10

Ama sabah ayazında üşüyordu baya. Öyle titriyordu ki. Hemen bi polar ceket ile sardık onu. Biraz ısınınca zaten kendisi de poları altına almış. 🙂 Fakat buna böyle köpek deyip geçemezdik. O da bize yol arkadaşı olmuş, geceyi biz bilmesek de bizimle geçirmişti. Ona bi isim bulmalıydık. Suratı da bi yerden tanıdık geliyordu ama nereden bilmiyordum. Ve sonunda hatırladım. Suratı, Game of Thrones’daki Rick’e benziyordu. Evet evet, bildiğin Rick’ti. Biz de adını Rick koyduk. Rik gel buraya, Rik git oraya…

Sonra çadırı toplayıp geri dönme vakti gelmişti. Arkamızda böyle bir manzara bırakıyorduk:

sinan ceylan - saklıgöl 11

Biz geri dönerken Rick de bizle geliyor, bir ileri bir geri koşuşturup duruyordu

sinan ceylan - saklıgöl 12

Derken Rick, Pazar sabahı 9 buçukta Adidas eşorfmanlarını çekip kahvaltı etmek için arabalarıyla 2 saatlik yoldan gelen goygoycu İstanbulluların işgal ettiği tesis etrafında yeni insanların peşine takılmaya başlamış, bizle olan flörtü son bulmuştu. Ama olsundu, onu tanıdığımıza sevinmiştik. Biz de dönüş yoluna çıkacaktık ki, aniden yağış başlamıştı:

sinan ceylan - saklıgöl 13

Arada bir duraksayan sağanak ve şemsiyemiz sayesinde biraz yol almıştık. Ama havanın şakası yoktu. Olabilidiğince kapalı ve kasvetliydi.

sinan ceylan - saklıgöl 14

Fakat yol yine de güzeldi…

sinan ceylan - saklıgöl 15

Bu noktalarda tekrar sağlam bastıran yağmurla daha fazla inatlaşmak yerine otostop çekmeye karar verdik. Çok nazik bir abi ve annesi bizi arabalarına aldılar hemen. Şile merkeze kadar da konforlu bi yolculuk yaptık. Merkeze geldiğimizde o üşümüşlüğün verdiği his ile kahvaltı tercihimizi sıcak çorbadan yana kullandık. Bir yandan yağmur yağmaya devam ediyordu. Bizim dönüş otobüsüne ise henüz 2 saatten fazla vardı ve Şile merkezi de biraz gezmek istiyorduk. Neyseki biz çaylarımızı içerken yağmur dindi ve sahile doğru yürüdük.

sinan ceylan - saklıgöl 16

Arkaplanda Karadeniz’in yaramaz dalgalarına göğüs geren şu kayaların sağladığı bu sahanlıkta sular durgundu ve henüz dinen yağmur yüzünden ortama kesif bir yosun kokusu hakimdi. Dalgalar önceki günlerin aksine daha kırılgan ve sessizce kumsala vuruyor, bize huzurlu bir manzara oluşturmaktan geri kalmıyorlardı. Ve evet, şu tepedeki kale. Sünger Bob Kalesi evet.

Burada keyifli bir mola verdikten sonra, sahil boyu biraz daha ilerleyip limana geldik. Burası uğradığımız son yerdi:

sinan ceylan - saklıgöl 17

***

Bakın ben çocukluğumdan beri doğayla içiçe büyüdüm. Küçükken babam işten çıkar çıkmaz yazları denize giderdik, ne bileyim zeytinliğe giderdik bizim. Mangal yapardık, kafa dinlerdik. Bi de yaşadığımız şehir Bandırma, zaten ne kadar kafan yorulacak da kafa dinleyeceksin ama işte, giderdik ve kendimi iyi hissederdim. İstanbul ise insanın bütün enerjisini alıyor. İş çıkışı bindiğim o metro yok mu, ah. 32682 kişinin bindiği. Tamam toplu taşıma medeniyet göstergesi diyoruz da, medeni ülkelerde geçerli o. Sağlam binsen hasta oluyorsun. Neyse hava serinledi de ter kokusundan kurtulduk en azından. Diyeceğim o ki, arada bir böyle doğaya karışmak, temiz hava bol oksijen solumak benim için ihtiyaç durumunda. İşte arada böyle kaçamaklar yapıyoruz. Ne yapalım, 9-6 yolları bize bu kadarına izin veriyor. Sağ olsun Eylem de gönüllü bu işlere, hiç hayır demez. 🙂

Şile, 34980 Şile/İstanbul, Türkiye


Bu güzel yazı için biz de Sinan Ceylan’a teşekkür ederiz. Siz de kamp tutkunuysanız kaliteli ve en az 2 yıl garantili Quechua kamp malzemelerine mutlaka göz atmalısınız!


Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s