Yine bir dünya kupası göz açıp kapayıncaya kadar geldi. Kimine göre 47 ayın sultanı, kimine göre 4 yılda bir görünen bir yıldız, kimine göre ise 22 adamın bir topun peşinden koştuğu 90 dakikalık bir etkinlik. Öyle ya da böyle herkes bu anı bekliyor, son düdüğe kadar soluksuz izliyor.

Her dünya kupası ister istemez içerisinde farklı hikayeler barındırıyor. Bunların kimisi acı dolu, kimisi mutluluk dolu, kimisi ise hayal kırıklıklarıyla dolu. İş böyle olunca akla da “Acaba bu turnuvada bizi ne bekliyor?” sorusu geliyor haklı olarak. Fakat bu yazımda tamamen kocaman bir hayal kırıklığından bahsediyor olacağım. Kocaman diyorum çünkü gerçek manada insanın kaldıramayacağı ağır acıları içerisinde barındırıyor.

Yazımın konuğu Hollanda Milli Takımı olacak. Zira kendileri finale 3 defa çıkıp hiç kazanamadılar. 1974,1978 ve 2010’da sırasıyla Batı Almanya’da Almanya’ya, Buenos Aires’te Arjantin’e yani ev sahiplerine kaybettiler. 2010’da ise Johannesburg’da, aslında tamamen tarafsız bir sahada İspanyollara karşı kaybettiler. Art arda iki final kaybeden Portakallar 2010’da finale kadar kusursuz bir performansla geldi ancak İniesta’nın onlara küçük bir sürprizi olacaktı. Dilerseniz 3 finali de size şöyle bir flash-back yapalım.

1974 Dünya Kupası – Batı Almanya-Hollanda

Onuncu dünya kupasına ev sahipliği yapan Batı Almanya, Gerd Müllerli, Franz Beckenbauerli ve Berti Vogtslu kadrosuyla ev sahibi olmanın avantajıyla turnuvanın favorisi olarak gösteriliyordu. Ki beklentileri karşılayarak grubundan 1. çıktı ve finale kadar yükseldi. Diğer tarafta ise komşu Hollanda vardı. Hollanda ise Batı Avrupa Grubu’nda Batı Almanya’dan sonra Cyrufflu, van Hanegemli ve Rensenbrikli kadrosuyla favori gösteriliyordu. Ve evet Hollanda da sürprize izin vermeyerek aynı gruptan 2. olarak bir üst tura yükseldi.

Doğu Almanya, Arjantin ve Brezilya’yı yenen Hollanda büyük bir sükse yaparak finale yükselip ve Batı Almanların rakibi oldu. Her şey Portakallar için güllük gülistanlıktı. Maça da hızlı başlayan Portakallar daha maçın başında Cyruff’un kendini ceza sahasında yere atmasıyla penaltı kazandı ve bu penaltıyı iyi değerlendirdi. Ancak Almanlar kendi seyircisi önünde kazanma planları yapmış ve bunun için varını yoğunu ortaya koymaya hazırdı. Nitekim penaltıdan gol yiyen Almanlar bu kez penaltıyla seviniyordu.

Sonrasında da oyunu ele alan Almanlar 42. dakikada Gerd Müller’in Jongbloed’i ters köşeye yatırmasıyla 2-1 öne geçip kalan dakikaları da iyi değerlendirince kupaya uzandı.

gerdmuller.jpg

Finalde attığı golle turnuvadaki gol sayısını 14’e yükselten Gerd Müller -Ronaldo 15 gol-, 2006’ya kadar bir dünya kupasında en fazla gol atan oyuncu olarak anılacaktı. Şu an da ise 16 golle Miroslav Klose.

1978 Dünya Kupası – Arjantin-Hollanda

Cyruff’tan yoksun katıldığı dünya kupasında akıbeti ne olacağı muallak olan Hollanda, yer aldığı 4. grupta Peru’nun ardından 2. sırada yer alarak bir üst tura çıkmıştı bile. Gruptaki tek galibiyetini İran’a karşı, Rensenbrink’in hat-trick yaptığı maçta 3-0’la aldı. İkinci tur grubunda ise düştüğü grupta pek de favori gösterilmese de Avusturya, Batı Almanya ve İtalya’nın önünde 5 puanla gruptan çıktı ve finalde ev sahibi Arjantin’in rakibi oldu.

Mario Kempes of Argentina celebrates scoring a goal
Fotoğrafın orijinali için tıklayın.

Çetin ceviz olan Portakallar, finalde de rakibine direncini 90 dakika boyunca gösterdi. 1-1 biten maçın kaderini ise uzatmalar belirleyecekti. Önce 105’te Kempes sonra da 116’da Bertoni Hollandalıları adeta çözdü. Elleri kolları bağlanan Portakallar sahadan 3-1 yenik ayrılırken üst üste 2. finallerini kaybettiler.

Tam bir Quentin Tarantino filmi olacak senaryoyu iliklerine kadar yaşamıştı Hollandalılar. Ne acı ama!

2010 Dünya Kupası – İspanya-Hollanda

Hollanda bu dünya kupasında finale kaldığında tüm futbol severlerin aklında şu soru vardı “Acaba şeytanın bacağını kırabilecekler mi?”

Fakat şeytan öyle bir şeytandı ki, o şeytan 2008 Avrupa şampiyonu ve 2007 – 2009 arası oynadığı eleme ve hazırlık maçları dahil 35 maçtır yenilmeyen İspanya. Yani o bacak biraz zor kırılırdı. Ancak Hollanda da hiç yabana atılmayacak bir istatistikle geldi finale. Eleme maçlarında 8’de 8 yapan ve gruplarda da 3’te 3 yapıp finale kadar kayıpsız geçen bir Hollanda vardı karşımızda anlayacağınız.

Hollanda Kuyt, Sneijder, van Persie, Eljero Elia, van der Wiel, Nigel De Jong gibi ülkemizde de daha sonra top oynamış yıldızlarıyla sahadaydı. Onlara van Bronckhorst, van Bommel ve Arjen Robben gibi yıldızlar da eşlik ediyordu. Karşı tarafta ise Boğaların eli bir hayli güçlüydü. Casillas, Ramos, Pique, Puyol, Busquest, Alonso, İniesta, Xavi, Pedro ve David Villa gibi yıldız topluluğu yer alıyordu.

isp-holl.jpg
Fotoğrafın orijinali için tıklayın.

Howard Webb’in yönettiği maç dengeli başlasa da zaman zaman oyuna ağırlığını İspanyol ekibi koyuyordu. Hollanda ise temkinli oyunuyla ender tehlikeli pozisyonlar bulup tehlike yaratıyordu. 90 dakikası 0-0 biten maçta dengelerin alt üst olduğu dakika ise 109’du. İniesta’ya yaptığı faulle ikinci sarı karttan oyundan ihrac edilen Heitinga adete maçı Boğalara hediye etti ve 116’da altıpasın sağ çaprazında kalan İniesta yarım voleyle takımına dünya kupasını getiren golü attı.

Maçtan sonra iki taraf da göz yaşı döküyordu ancak bir tarafın döktüğü göz yaşı sevinç göz yaşıyken diğer tarafın döktüğü göz yaşı hüznün simgesiydi.

Çıktıkları 3. finalden de elleri boş dönene Hollandalılar bu tahlilsiz istatistikle belki birkaç turnuva daha anılacaklar. Dile kolay 3 final ve 0 kupa. En çok final kaybeden takım olmamalarına rağmen bir de. Almanya çıktığı 8 finalin sadece 4’ünü kazanabildi.

Bu turnuvada yer alamasalar da bir sonraki turnuvaya ciddi bir şekilde göz dikmiş jenerasyonla gidecek bir Hollanda var. Belki bir belki iki belki de üç… Ama o kupa birkaç turnuva sonra Hollandalıların müzesinde yer alacak.

Bu yazımız Torium AVM Decathlon mağazamızdaki takım arkadaşımız Emre Kurtkan tarafından yazılmıştır 🙂 

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.