Dikkat! Bol miktarda bisiklet propagandası yapılmıştır 🙂

Bisiklet… Nam-ı diğer Velespit… Bu dilsiz ve eşsiz yoldaşın bir bisiklet tutkunu için değeri, hayatında ki önemi o kadar büyük ki… Kimi zaman stres atmak için, kimi zaman spor ve adrenalin amaçlı, kimi zaman ise ulaşım aracı olarak yanımızda olan bu yoldaşlarımız hayatımızda ruhumuza dokunan yegâne güzelliklerden.

Gelin bu güzel yoldaşın tarihsel gelişimine kısaca bir göz atarak yazımıza başlayalım. Velespiti tarihsel süreçte ele aldığımız zaman çeşitli evrelerden geçerek günümüzdeki şekle büründüğünü görüyoruz. Tekerleğin çok eski zamanlarda bulunmasına rağmen (Yaklaşık M.Ö. 3500) bisikletin keşfi yakın tarihlere tekabül eder. 18.yy sonları, 19.yy başlarında Fransa’da ortaya çıkan velespit ilk başlarda şekli ve kullanımı itibariyle büyük bir tedirginlikle karşılanmış olsa da daha sonra gerçek bir moda olmuştu. Aslında farkında olmadan, iki tekerlekli bir tahta oyuncak üretmek düşüncesiyle birlikte “bisiklet” fikri ortaya atılmıştı. Ve takip eden yıllarda ilk başta gidon ve sele kısmı eklenerek, ardından da ön tekerlek göbeğine pedal takılarak tam manasıyla günümüz bisikletinin doğuşu gerçekleşmiş oluyordu. Ve Fransa’da başlayan bu yeni tutku büyük bir hızla tüm Avrupa’da kendini gösterir olmuştu. 1800’lü yıllarda dünyanın ilk bisiklet fabrikası Fransız Michaux ailesi tarafından kuruldu. Aynı zamanda ön tekerleğe pedal takma fikri düşüncesi de Michaux ailesinin bireylerine aitti. Kurdukları fabrikada ilk yıl 142, ertesi yıl neredeyse 400 adet bisiklet ürettiler. Bu rakamlar gerçekten o yıllar için büyük rakamlardı.

1800’lü yılların sonlarına kadar üretilen bisikletlerde bir pedalın dönüşü tekerleği de sadece bir kez döndürüyordu. Buradan hareketle velespitlerin hızının ön tekerleğin büyüklüğü ile doğru orantılı olduğu düşüncesi gelişti ve ön tekerlek ne kadar büyük olursa ivmede o kadar çok artacaktı. Eski bisiklet fotoğraflarına bakarken mutlaka görmüşüzdür ön tekeri kocaman ama arka tekeri ufak olan bisikletleri. İşte iki teker arasındaki bu keskin boyut farkının sebebi bu düşüncede yatmaktadır. Velespitin aldığı bu son şekil hiç kullanışlı bir şekil değildi. Üzerine oturması, inmesi hatta zaman zaman dengenin korunması dahi çok zorluyordu insanları. Takip eden yıllarda eklenen teknik parçalar sayesinde yine normal boyutlara ve şekle geri dönecekti. Ayna dişlisi ve ruble ile hem eski formunu geri kazanmış olacak, hem de artık daha hızlı bir araç olarak insanların kullanımına sunulacaktı.

Hayatımıza 1800’lü yıllarda giren ve yeryüzündeki her canlı gibi çeşitli evreler geçirerek tarihsel süreçteki yerini alan velespitlerin geçirdiği evreleri anlatmaktan sıyrılıp, bir ruhu olduğunu söylesem mübalağa etmiş olmam diye düşünüyorum. Bu hipotezimi sanırım Aydan Çelik’in bir sözü ile destekleyebilirim: “Bisikletin selesine oturan her canlı, vuslat’a ermiş âşık misali kör olur. Ve dünyayı, olduğu gibi değil, olmasını istediği gibi görür…”

Bisiklet ile altınızdan akıp giden yollar adeta bir şiir gibi belleklere kazınır. Yollarda karşılaştığımız her çukur, her engel, her rampa, rüzgâra karışarak kendimizi bıraktığımız her iniş, yaşamı tüm hücrelerimizde hissetmemizin eşsiz hazzını yaşatır. Bisikletlerimizle, bir diğer tabiriyle çelik atlarımız ile keşfettiğimiz her yeni coğrafyanın gizemini, hayatımıza kattığımız pedalşörlerin verdiği heyecanı ve artık velespitlerimizin vücudumuzun bir uzvu haline gelmesini yazıya dökmek sanırım biraz zorlayıcı. Kelimelerin kifayetsiz kaldığı yerdeyiz diyerek romantizmin doruklarına çıkacağım maalesef çünkü başka bir yol, başka bir ifade bulamıyorum. Romantizmi sevmeyenlerden af buyurulur.

Yadsınamayacak bir gerçek var ki; bisiklet süren birey mutlu bireydir. Çünkü iki tekerin yaşattığı özgürlük duygusunu, yüzünüze dokunan o rüzgarda bulmanızın tadı anlatılamaz. Kafanızı meşgul eden onca olumsuz şeyden tam manasıyla sizi çekip çıkaran, rüzgara karışmanızı, anı yaşamınızı, metabolizmanızın daha hızlı ve sağlıklı çalışmasını sağlayan büyük bir yoldaştır velespit. Size hiçbir şekilde masrafı olmadığı gibi, sağlığınızı düşünen bir yoldaş. Çevreye hiçbir zararı olmadığı gibi, sadece insan gücüyle ilerleyen bir dost. Doğaya ve bireye olan saygısının yanı sıra insanları kavuşturma misyonu da göz ardı edilmemeli. İnsanlar arasında güzel dostlukların, ilişkilerin kurulmasındaki rolü gerçekten büyüktür. O halde ikinci hipotezim geliyor: Bisiklet modern zamanların Eros’udur.

Gelelim velespitin bir diğer misyonuna; aynı zamanda bir ulaşım aracıdır. Bu misyonundan bahsederken maalesef güzel cümleler sarf edemeyeceğim. Çünkü ülkemizde bisiklet bir ulaşım aracı olarak kabul görmüş değil. Motorlu araç çılgınlığı hunharca çevremizi kirletirken, insanlarımızın da büyük bir tutkusu haline gelmiştir. Mevcut motorlu araç sevdası ve bunun doğal bir sonucu olan motorize faşizm bisikletlilerin en büyük düşmanı. Bilhassa metropollerde sürücülerin bilinçsizliği, saygısızlıkları ile birleşince ortaya çıkan sonuçlar gerçekten düşündürücü boyutlarda. Yaşanan kazalar sonucu hayatını kaybeden bisikletçilerin sayısı, motorize faşizmin ülkemizde ne kadar tehlikeli boyutlarda olduğunu gösteriyor bizlere. Son yıllarda bisiklet konusunda toplumda farkındalığı arttırmak adına birçok eylem ve etkinlikler yapılmaya başlandı. Ve artık yollarda gördüğümüz bisikletli sayısı eskiye nazaran daha fazla. Fakat motorize faşizm bitmiş değil. Karayolları kanununda var olan bisikletlinin hakları neredeyse tüm motorlu araç sürücüleri tarafından ihlal edilmekte. Bisikletçiler trafikte ne kadar dikkatli ve kurallara sadık bir şekilde ilerleseler dahi, motorlu araç sürücüleri bisiklet konusunda bir bilince ulaşmadığı sürece motorize faşizm devam edecektir. Bu bilinç ise uzun vadede ve ciddi bir eğitimle kazanılacak bir bilinçtir.

Şüphesiz ki en büyük farkındalık daha çok bisiklet kullanımı ile gerçekleşecek. Bisiklet kültürünün ülkemizde hak ettiği yeri bulabilmesi eminiz ki ardından devrim niteliğinde kazanımlar getirecek. Daha az petrol tüketimi, trafiksiz şehirler ve bunun doğal bir sonucu olarak temiz bir hava, sağlıklı bünyeler ve huzur…

Yazımın başında da belirttiğim gibi bazen yeni yerler keşfederken, bazen adrenalin ve spor amaçlı sert sürüşlerde, kimi zaman sahilde mavi ve yeşil ile beraberken, bazen ise ulaşmak istediğimiz yere giderken velespitlerimiz değişmeyen yoldaşlarımızdır. Bir bisikletçi için tarifi zor bir tutkudur. Bu cümlemi de yine Aydan Çelik’in bir sözü ile perçinleyeceğim: “Bir bilen bilir, bir de binen…” Sanırım gayet açık ve net.

Velespitlerle ilgili bu kendi çapında, mütevazi ve romantik yazıyı sonlandırıyor, bol pedallı günler bizleri bekliyor olsun temennisinin ardından Aydan Çelik’in kaleminden “Bisiklet Manifestosu” sizlerle:

Bisiklet Nedir?

Eşitliktir: Bazen o sizi taşır, bazen siz onu….

Özgürlüktür: Ferman padişahın, dağlar bizimdir.

Kardeşliktir: Bir ağaç gibi tek ve hür öte yandan.

Tevazudur: Estağfurullah beri yandan.

Çocukluktur: Hayatla izdivacın balayı günlerinden.

Aylaklıktır: Akreple yelkovana nispet.

Sükunettir: Ne der filozof: Gürültü, zekayla ters orantılıdır.

İdraktir: Hepimiz Gogol’ün Paltosu’ndan çıktık.

Rüyadır: Üç yaşında başlar, hayat boyu sürer.

Hayal gücüdür: Durduğunda devrilir.

Dengedir: Statükoyla alakasız.

Şeytan arabasıdır: İtaat mi, o da kim?

Aşktır: Her bahar sırtınızı ürpertir.

Libidodur: Düz duvarlar sizindir.

Bahardır: Papatyalarla aynı nebatattan.

Yazdır: Yaz yaz bitmez bir metnin iki noktası.

Kıştır: Her mevsim Vivaldi.

Kendisidir: Doğan görünümlü Şahin değil.

Devrimdir: Gerçekçi olur imkansızı ister.

Ütopyadır: Ayaklar hep havada.

Kırmızıdır: Hayali cihan eder, hele bir ihtimal iken.

Muhaliftir: İktidara müdanasız.

Mesttir: Ömer Hayyam’ın üzüm suyundan.

Bir lokma bir hırkadır: Derviş soyundan.

Şehrazat’tır Bağdat’ta: Binbir geceden süzülür.

Kerameti kendinden menkuldür: Bir bilen bilir, bir de binen.

Bi tur versenedir: Boş arsaların ranta yenik düşmediği zamanlardan.

Aşüftedir: Yoldan çıkartır.

Mor Külhanidir: Kendi kendine çalan bir davul zurna.

Rocinante’dir: Don Quijote’nin altında olsaydı değirmenler bizimdi.

Rüzgargülüdür: Kır evinin verandasında.

Yelken, balık, dümen, su: Hepsi birdendir.

İsyandır: Bush’u iki kere dehledi üzerinden.

Şarabi eşkıyadır: Şan verir ortalığa her bahar.

Köroğlu’dur: Otomobil icat olur mertlik bozulur.

Tek kişilik karnavaldır: Dünyanın sokaklarından.

Müslüman mahallesinde salyangozdur: Eyvallahı yoktur aleme.

Kelalakadır: Bütün bağlamlardan muaf.

Bu yazımız Ritim İstanbul AVM Decathlon Mağazası Bisiklet Spor Lideri Efe Subaşı tarafından yazılmıştır 🙂  Efe’nin diğer yazılarına buradan ulaşabilirsiniz! 

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.