Belirli bir gelişmişlik seviyesine gelmiş neredeyse tüm Avrupa ülkelerinde özel araç ve toplu taşımaya alternatif olarak bisikletin ne kadar önemli bir noktada olduğunu görebiliriz. Elbette bisiklet kullanımına Avrupa dışında ülkelerden de örnek verebiliriz. Örneğin; Küba! Küba’da bisikletli ulaşım motorize ulaşımdan çok daha fazla tercih edilen bir ulaşım tipi. Peki kendi ülkemizi ele aldığımızda neden bisikletli ulaşım hayatımıza adapte edilemiyor? Neden toplumumuz ve bilhassa trafikte araç kullanıcıları bisikletlileri görmezden geliyor? Yasalarda, bir bisikletli, bisiklet yolunun olmadığı yollarda sağ şeridi kullanma hakkına sahip olmasına rağmen neden bu kural hiç bilinmiyor ya da bilinse bile bilinmezlikten geliniyor?

Yukarıdaki soru işaretlerini giderebilmek için etraflıca düşünmek gerekiyor. Sadece bireylere yüklenemeyeceğimiz gibi, sadece yerel yönetimleri de sorumlu tutamayız bu çarpık ulaşım algısından. Eğitimdeki eksiklikleri öne sürüp geri çekilemeyeceğimiz gibi, toplu taşıma şöförlerini de tek günah keçisi ilan edemeyiz. Farkettiniz mi ne kadar çok paydaş var bu konuda! Bu paydaşların bu konudaki rollerini ele alalım biraz isterseniz.

Yerel yönetimler ve daha büyük düşündüğümüzde ilgili bakanlık, yıllarca bu konuda yanlış düşünerek beyhude çabalara girişiyorlar. Ne mi bu çabalar? Yolun bir kısmını maviye boyayıp bisiklet yolu yapmakla bisiklet kültürünü oluşturma çabaları. Sadece yol boyanarak bu kültür yeşerseydi şu anda belkide Avrupa’nın en büyük bisiklet kültürünü yaşatan ülkesi olabilirdik. Ama gerçek böyle değil maalesef. Hatta tam tersi! Avrupa’nın biçok ülkesini görmüş birisi olarak, bisiklet kültürü konusunda söz konusu kıtanın en geri ülkesiyiz desem bence mübalağa etmiş olmam. Peki yerel yönetimler yol boyama dışında ne yapmalı? Boyaya verilen paraların çöpe gitmesini nasıl engellemeli? Tam bu noktada Hollanda örneğini sunmak isterim. Hollanda bundan 50-60 yıl önce motorize faşizmin doruklarda olduğu, kaldırımda dahi yürümenin mümkün olmadığı bir ülkeydi. Fakat şu anda baktığımızda Danimarka’dan sonra en yoğun bisiklet kullanılan ülke halinde. Bu süre zarfında ne yaptılarda adeta bisikletli ulaşım konusunda bir devrim yaşandı.

Konumuz Hollanda’nın yakın tarihteki bisiklet devrimi değil elbette ama kısaca özetlememiz gerekirse; ilkokullardan itibaren okullarda “bisiklet” dersi işlenmeye başladı ve bu ders seçmeli ya da sınıf kalmaya-geçmeye tesiri olmayan bir dersten ziyade zorunlu tutulan ve sene sonunda öğrencinin performansını direkt etkileyen bir dersti. Verilen mesaj; bisiklet sadece eğlence aracı değil, aynı zamanda bir kültürdür. Kısacası; ağaç yaşken eğilir. Yani eğitim şart! İşe temelden başlayan Hollanda bunun meyvelerini de topladı elbette.

Okullardaki bu eğitim reformu haricinde, o yıllarda dahi bisiklet alımında devlet teşviki vardı. Teşvikleri haricinde, ülkede bisiklet yolları ve bu yolların kuralları oluşturuldu. En önemlisi ise; bu kuralın takibi yapıldı ve gerekli yaptırımlar her zaman uygulandı. Önemli noktalardan bir diğeri ise; araç alımına teşvik edecek hiçbir aksiyon almadıkları gibi araç alımını zorlaştıran kimi uygulamaları da devreye soktular. Kısacası; bu işin ciddiyetini kusursuz bir şekilde topluma yansıttı Hollanda’nın ulaşım politikaları.

Hollanda’yı bu reforma iten şeylerin başında; motorize ulaşımın yarattığı tehlikeli ortam ve araçlar için ülkedeki yeşil alanların gitgide yok oluşu geliyordu. Araç kazalarında ölen ve yaralananların sayısı sürekli artıyordu ve araçların park yerleri için parklar ve diğer tüm yeşil alanalar birer birer yok ediliyordu. Doğayı yok eden bu politikalara karşı doğan halkın tepkisine ek olarak 1973’deki petrol krizi ise son nokta oldu diyebiliriz. Yukarıda bahsettiğim araç alımına teşvik eden hiçbir aksiyon almamalarının ana nedeni bu petrol kriziydi.

Elbette bunlar burada yazdığım gibi hemen ve çok kolay bir şekilde gerçekleşmedi ama sonuç olarak baktığımızda sonuçlarını harika bir şekilde almayı başardıklarını rahatlıkla görüyoruz. Hatta şu anda Danimarka bisiklet kullanımının ve bisikletli sayısının en çok olduğu ülke dahi olsa, bisiklet dendiği zaman hepimizin aklında hemen Hollanda gelmekte.

Tekrar ülkemize döndüğümüzde; kesinlikle işe eğitimle başlamak gerekiyor ama şunu bilerek; çok iyi bir başlangıç dahi yapılsa bunun sonuçları için en az 15-20 yıl beklemek gerekecek. Pesimist bir cümle olarak algılanmasını istemem. Sadece gerçekçi olmaya çalışıyorum. Fakat buradaki eğitimden kastım; İETT şöförlerini bir odaya toplayıp bir saat bir şeyler anlatıp sonra biz eğitim yaptık diyerek basında yer almaya çalışmak değil. Buradaki eğitim Hollanda tipi eğitim. Yani ilkokullardan itibaren zorunlu ve önemli bir ders haline getirilmesi.

Müfredata dahil edildi ve gerek velilere gerekse de öğrencilere gerekli mesaj verildi diyelim. Akabinde yerel yönetimler mıntıkalarındaki bisiklet dernekleri, stk’lar, bisiklet oluşumları ve platformları ile bir komisyon kurmalı ve beraber adım atılmalı. Bu komisyonun başında ise belediye içinde kurulan bisiklet birimi olmalı. İşi sadece bölgelerindeki bisiklet ağını kuvvetlendirmek olan bisiklet birimleri. Çünkü yerel yönetimler bugüne kadar olduğu gibi kimseye danışmadan, kendi bildiği ve istediği gibi yol yapmaya kalkışınca sonuç tamamen hüsran oluyor. Burada önemli olan; belediye tarafından veya bisikletli oluşumları tarafından particilik gibi üçüncü dünya ülkesi anlayışları mevzu bahis dahi olmamalı. Ortak payda bisikletli ulaşım ve bunun toplum sağlığına ve refahına, ülke ekonomisine katkıları olmalı.

Yerel yönetim içerisinde birim kuruldu diyelim ve ilgili stk’lar ile ve bisiklet örgütleriyle iletişime geçilmeye başlandı. Öncelikle aylık ve yıllık bir program dahilinde ilerlenilmeli. Bu programı belirleyecek ve lanse edecek olan taraf ise yerel yönetim birimi olmalı. Bu program önemli çünkü yapılan işin devamının gelmesi çok önemli. Birkaç oturumdan sonra her şeyin havada kaldığı bir ortam büyük hayal kırıklıklarına gebe maalesef. Yerel yönetim, bölgelerinde konuyla alakalı tüm adımları komisyondaki tüm akıllarla beraber atmalı. Onların fikirleri çok önemli çünkü bölgede bisikletin nabzını tutan kişiler bu dernek ve yapılanmalardır. Hatta sadece kendi bölgelerinde değil tüm ülkede bisiklet konusunda oldukça bilgi sahibi insanlardan oluşan yapılanmalardan bahsediyoruz.

Gelelim bisiklet yollarına. Bugüne kadar yolların yapılma şekline baktığımızda bir acelecilik görüyoruz. Örneğin; geçtiğimiz yıllarda Kadıköy Bağdat Caddesinde bir gecede, ne esnafa, ne Kadıköy’lülere, ne de bisiklet yapılanmalarına haber vermeden bisiklet yolu yapıldı. Sonrası çok trajikomik! Yol birkaç gün sonra kaldırıldı. Gülüyoruz ağlanacak halimize değil mi?

Yaşanan pandemi sürecinden sonra en önemli alternatif ulaşım trendi bisiklet oldu ve bunun doğal bir sonucu olarakta bisiklet yollarına ihtiyaç duyuldu. Yapılan yollardan biri yine Bağdat Caddesi’ne oldu. Yine kimse ile müzakere etmeden, kimseye gerekli bilgilendirmeler yapılmadan işe başlandı ve bitirildi. Şu anda o yola baktığınızda bisikletten çok motor kuryeleri görebilirsiniz. Ya da dönüşlerde hiç dikkat etmeden burnunu bisiklet yoluna sokan araçları. Uyardığınızda ise sizi öldürmekle ve dövmekle tehdit eden trafik canavarlarını. Bunların hepsi yakın zamanda sosyal medyada epey ses getirdi. Ses getirdi getirmesine ama aynı motorize faşizm, aynı eğitimsizlik ve aynı motorize şiddet tüm hızıyla sürmekte ve sürecekte. Yolun yanı sıra kuralların olması ve bu yolların denetlenmesi bunların tek çözümü. Başka söze gerek yok. Bu olumsuzluklara ek olarak; bölgedeki esnaf da bisiklet yollarında şikayetçi. Müşterileri azalmış. Düşünüyorum ama anlayamıyorum bu nedeni açıkçası. Kısacası sonuç yine şu: “Bisiklet yolu yapmakla, bisiklet kültürü yeşermez.”

Yerel yönetim bu yolun yapımında gerekli fizibilite çalışmalarını yapıp önce ilgili yapılanmalar ve derneklerle görüşseydi, bölgedeki esnafa bir süre önceden bu yol hakkında bilgi verseydi, yerel gazete ve basında konusu geçseydi tepkilerin bir kısmını eminimki yaşamamış olurduk. Çünkü bir gecede, ansızın bir aksiyon aldığınızda bunu gören ve bisikletle işi olmayan kesim tarafından tepkiyle karşılanması çok doğal. Neden mi? Çünkü eğitim eksikliği!

Biraz da okları toplu taşıma araçlarına ve taksilere çevirelim mi? Hatırlarsanız otobüslerin ön taraflarına geçtiğimiz senelerde bisiklet taşıma aparatları yerleştirildi. Emin değilim ama iki ya da üç bisiklet taşıma kapasitesine sahip aparatlar bunlar ve fikir olarak gayet güzel. Ayrıca umut verici. Peki şöförler bu aparatların kullanımında yolculara yardım etmekle sorumlu olduklarını neden bilmiyorlar? Neden şöför üşendiği için ya da bisiklet sevmediği için ya da canı istemediği için bisikletli yolcuyu hala otobüse almıyor? Bazı şöförler arızalı olduğunu söylüyor. Peki bu sefer de şöyle bir soru sorayım: “Neden arızalar giderilmiyor?” Yine bir plansızlık, programsızlık ile karşı karşıyayız. Temeli olmadan bina çıkmanın sonuçlarını yine görüyoruz.

Bu aparatların kullanımındaki zorluk haricinde şöförlerin bisikletlileri sıkıştırması, bisikletinin sağ şeridi kullanabilme hakkından bi haber oluşu ve hepsinin elbette değil ama bir kısmının bisikletlilere karışı olan anlamsız ve tanımsız nefreti… Bu noktada konu içerisine taksicileri ve dolmuşları da eklememiz şart. Tekrar belirtmek isterim; otobüs, dolmuş veya taksi olsun, istisnasız hepsi bisikletli düşmanı değil elbette. Ama yaşanılan kazalar, gördüğümüz tehditler ve şiddet bariz bir nefretin yansıması.

Bisiklet kültürünün ülkemizde var olamamasının en temel sebebi eğitim ve eğitimsizliğin sonucunda gelen olumsuzluklar. Bunun en bariz örneği ise; kolektif çalışma bilincinden ve süreklilikten habersiz olmamız. Bu noktada yukarıdaki paydaşların hepsi aynı potada. Fakat bu noktada özeleştiri yapmakta da fayda var. Bisikletli ulaşımı benimsemiş bireylerin içinde yaya haklarına saygı duymayan, araçlara zarar veren ve bisiklete bindiği için kendisini araçlardan üstün gören bir kesim de var. Bisiklet yolunda giden motor kurye ile, kaldırımda giden bir bisikletli arasında ben çok fark görmüyorum. Ya da vapur iskelesine hızlı bir şekilde bisikletiyle giren bir bisikletçinin “bisikletli haklarından” bahsetmesi çok gerçekçi gelmiyor. Örneğin bir bisiklet farkındalık eyleminde yanından geçtiği park etmiş araçlara zarar vererek ilerleyen bir bisikletçi vardı. Bu kişi ile beraber “bisikletli haklarından” bahsetmek ne kadar gerçekçi ve samimi bir talep olabilir?

Kısacası bisiklet kültürünün yeşermesi için eğitim ve bilinç gerekli. Bir bireyin bisikletli ulaşımı tercih etmesiyle başta kalp ve eklem sağlığı olmak üzere kendisine sağladığı faydayı, petrol tüketmeyerek ve karbon emisyonunu azaltarak doğaya ve tüm canlılara karşı duyarlı olacağını, kendi sağlığına ve toplum sağlığına fayda sağlayarak ülke ekonomisine katkıda bulunacağını bilmesi çok önemli. Pandemi özelinde ise şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki; sosyal mesafenizi koruyabileceğiniz tek ulaşım yolu bisiklettir.

Elbette burada bazı okuyucuların aklına şu soru gelecek: “Bisiklet yolu varda, ben mi kullanmıyorum? veya “Evim Beylikdüzü’nde ama işim Feneryolu’nda. Bisikletle nasıl gideyim?” Bu soruların cevapları yazıda mevcut ama elbette bunların hepsini gerçekleştirecek olan ben değilim (: Ben sadece kısa bir durum analizi yaparak, ufak tavsiyeler vermek istedim. Gerisi tamamen kolektif bilinç ve kapsayıcı eğtimde!

Sağlıkla ve sporla kal!

Bu yazımız İçerik Uzmanımız ve Ülke Bisiklet Ürünleri Eğitmenimiz Efe Subaşı tarafından yazılmıştır. Efe’nin diğer yazılarına buradan ulaşabilirsiniz!

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.