Engelleri yaratanlar aslında bizleriz öyle değil mi? İstedikten ve inandıktan sonra engel kavramının ortadan kalkacağını hepimiz çok ama çok iyi bilmeliyiz. Aslında tam olarak bu noktada sözleri fazla uzatıp büyüyü bozmak istemiyorum çünkü az önce kurduğum iki cümleyi destekleyecek harika bir örneğimiz, harika bir sporcumuz var: Necdet Turhan! Türkiye’nin ilk görme engelli dağcısı ve milli atlleti Necdet Turhan ile gerçekleştirdiğimiz röportajı, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı vesilesiyle spora adadığımız Mayıs ayında sizlerle buluşturmak zamanlama açısından gerçekten harika oldu!

O halde daha fazla sözü uzatmadan milli sporcumuz Necdet Turhan’ı kendi ağzından dinleyelim mi?

Necdet Turhan kimdir? Bize kendinizden bahseder misiniz? “Kısaca” bahsetmenizi bilhassa istemiyorum!

1957 yılında Balıkesir’de doğdum. Ancak polis memuru olan babam Murat Turhan’ın tayini nedeniyle bebekliğimde geldiğimiz Bursa’da büyüdüm. Yıllar Bursa’da geçti. Yani Bursa’nın yerlisiyim. Bu bana hem mutluluk hem de hüzün veriyor. Zira çocukluğumun Bursa’sı havası temiz, suyu berrak yemyeşil bir cennet gibiydi. Çarpık endüstrileşmenin akabinde gelen göçler ve betonlaşma bu güzelim şehri, denizi, dağı ve ovasıyla elimizden aldı. Bu da bana ızdırap veriyor. Yıllar Bursa’da geçti demiştim. Bir dönem üniversite eğitimim sebebiyle Ankara’da yaşadım. 1994 ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi mezunuyum. ODTÜ yıllarım yaşamımda hayli önemlidir. Orada akademik olarakta pek çok şey kazandım, spor olarak da. ODTÜ Dağcılık ve Kış Sporları Kolu onur üyesiyim. Mezuniyetim sonrasında değişik işlerde çalıştım; telefon santral görevlisi olmak gibi, bir yerel gazete için röportajlar yapmak gibi… Nihayetinde Bursa Nilüfer Belediyesi’nde uzun yıllar engelliler alanında çalışıp emekli oldum. Şu anda da görme engellilere gönüllü danışmanlık yapıyor, bilgisayar çalışmalarını destekliyorum.

Çok genç yaşınızda görme yetinizi kaybettiniz. 23 yaşında görme yeteneğinizi kaybetmenizle hayatınızı öncesi ve sonrası olmak üzere ikiye ayırdınız mı? Yaşadıklarınızı bize anlatır mısınız?

Siz ayırmasanız dahi yaşamın gerçekliği ayırıyor zaten ve önünüze hiç bilmediğiniz ve hiç hazırlıklı olmadığınız yepyeni ve zor süreçler sunabiliyor. Mühim konu; dağıtmadan yeni yaşamınıza yani körlüğünüze uyum sağlayabilmek. Başka bir şansınız yok. Kabul etmezseniz gerçeklik keskin kılıcıyla sizi kesebilir. Tabii pek kolay değil bu. Örneğin; ben körlüğümün ilk yıllarında şaşkınlık yaşamış, körlüğümü anlamlandıramamıştım. Tanımı  pek kolay olmayan garip bir süreçti. Fakat depresyona girmeden yaşam yolculuğuma devam etmeye çabaladım. Çabamın ilk adımında körlük eğitimi almak vardı. Sornasıda geldi. Yeni yaşamıma körlüğüme uyum sağlayıp önümdeki diğer basamakları çıkmaya başladım. Bu basamaklar beni ODTÜ’ye taşıdı, Türkiye’nin ilk görme engelli milli atleti ve dağcısı olmaya taşıdı ve nihayetinde Beş Kıtada Beş Maraton Beş Zirve projesine taşıdı. Yüreğimden geleni söylüyorum; körlük yıllarım, gördüğüm yıllara kıyasla daha renkli oldu ve tahmin edemeyeceğim güzellikler getirdi. Ne kadar enteresan değil mi!? Tahmin edilemeyen bir yaşamın getirisi olan tahmin edilemeyen güzellikler, mutluluklar. Ben bu nedenle diyorum ki; olumsuzluklar, zorluklar karşısında pes etmeyin. Mutluluk sonradan geliyor. Zor süreçlerde bir miktar geri çekilip olup bitenlere, başa gelenlere dışarıdan bakabilmek, yani maruz kalınanların negatif kimyasından bir parça olsun uzaklaşabilmek çok önemli. Ve de değiştiremiyorsanız olanı kabul edip yaşam yolculuğuna yeni güzellikleriyle devam edebilmeniz. Elbette çabası daha da önemli!

Şimdi biraz spor özelinde sorular sormak istiyorum müsadenizle. Görme engelli bir dağcı olarak, ilk tırmanışınız nasıldı ve nereye tırmandınız? Bize bu deneyimi ve 23 yaşından önceki deneyimlerinizle karşılaştırdığınızda hislerinizi paylaşabilir misiniz? 

Ben 23 yaşım öncesinde, gördüğüm yıllarda yine dağlardaydım. Uludağ’ın derelerinde alabalık avlardım ve de bir lakabım vardı;   Karabalıkçı… Ergenlik, gençlik yıllarım tüm güzellikleriyle oralarda geçti. Bu yüzden “benim mayan dağlar”  demişimdir zaman zaman. Dağlarda senfoni olur mu!? Oluyor işte. Ben yıllarca o senfoniyi dinlemişim. Kör olunca fark ettim bunu. Ve o senfoni halen kulaklarımda, yüreğimde ve beynimdeydi. Dağlarda hep o sesleri aradım. Unutamadığım o senfoniydi beni dağlara çağıran. Artık kör olmuştum ama dağlara, doğaya dönmeliydim. O kulvar yarım kalmıştı. Yine dağlarda olup kendimi gerçekleştirmeliydim. Bu motivasyonla ODTÜ dağcılık koluna gittim.

Yıl 1992 olmalı. Ve bir dolu sorunlar. Bir kör gelmiş, dağcılık yapmak istiyor. Bir garip durum. Bu garip durumun yansıması manasında engellerle karşılaştım, ilk yıl iki kolay etkinlik sonrası diğerlerine devam edemedim. Fakat yüreğim soğumamıştı, dağların senfonisi beni çağırıyordu. Çam kozalaklarının rüzgardaki ıslık seslerini, dereciklerin sihirli şırıltılarını, ormanın derinliklerinden akşam saatlerinde yayılan kuş cıvıltılarını yine dinleyebilmeliydim. Nitekim öyle oldu. Emek, çaba, dağcılık kolundaki arkadaşların beni tanıması derken sorunlar çözüldü. Dağda yürüme tarzım ortaya çıktı. İkinci yıl temel dağcılık eğitimlerimi aldım ve üç yıl sonra başlangıcında sorunlar yaşadığım ODTÜ Dağcılık Kolu’nun onur üyesi seçildim! İlk ciddi etkinliklerim ise Bey Dağları geçişi ve Erciyes zirve tırmanışıydı. Öykü hayli uzun. Detaylar için web sitemdeki biyografi bölümünü önerebilirim.

Dağcılığınızın yanı sıra milli atletimizsiniz. Atletizm tarafındaki Necdet Turhan’ı bize anlatır mısınız? Ne zaman başladınız? Hangi branşla başladınız? Nasıl milli oldunuz? Ve 23 yaşından sonra atletlizm ile aranızda değişim olduysa nasıl bir değişim oldu?

Görme engelli oluşumun bana getirdiği güzelliklerden birisi de atletizm yaşamımdır. Bu yaşam da dağcılık gibi ODTÜ yıllarımda başladı. Dağlarda kondisyon olması için kampüste koşardık. Fakat o yıllarda atletizm organizasyonlarına katılmıyordum. İlk kez 2000 yılı Avrasya Maratonu’nda 15 km koştum ve pek sevdim bu işi. Organizasyonun, koşmaya gelen atletlerin sinerjisi, amfilerden gelen yüksek volümlü müzik sesleri çok iyi geldi bana. Bir daha bırakmadım koşmayı. Genelde uzun mesafe koşuyordum. Türkiye’de koştuğum yarı maratonların sayısını anımsamıyorum. Antalya’da, Tarsus’ta, Alanya’da, Bursa’da ve Trabzon’da pek çok yarı maraton koştum. Kısmet oldu 2002 yılında da Türkiye Görme Engelliler Spor Federasyonu beni New York Maratonu’na gönderdi. Türkiye’yi yurt dışında temsil eden ilk görme engelli milli atlet oldum ve ilk kez 42 km koştum. “Demek ki maratonda koşulabiliyormuş” diyerek çokta mutlu oldum. Sonrası geldi. Japonya’da ikinci kez milli oldum, Japonya 2005 Dünya Körler Maratonu’nu koştum. 45-50 yaşlarım arasında dört saatin altında derecelerle her biri 42 km olmak üzere toplam beş uluslararası maraton deneyimim olmuştu.  

“Yaşamı sevmek için yürek, başarmak için emek gerek” mottonuz var ya da hayat felsefesi diyelim. Bu felsefenizi detaylıca bizimle paylaşır mısınız? Biraz daha açar mısınız bize bu felsefeyi?

Benim spor yaşamımda ortaya çıkan üç slogandan birisidir; “Yaşamı Sevmek İçin Yürek, Başarmak İçin Emek Gerek” Nasıl oldu ve ne zaman ortaya çıktı bilemiyorum. Fakat diğer iki sloganım olan; “Dağa Göz Değil Yürek Tırmanır” ve “Engeller Aşılmak, Sorunlar Çözülmek İçindir” sloganlarıyla birlikte emekten ve yürekten söz eden o sloganımı çok sevdim ve önemsedim. Davet edildiğim konuşmaların hemen hepsinde yaşamın nasıl sevileceği ve başarılacağına dair bu sloganımı referans yaptım. Sloganın içeriğini en yalın ve özet tarzda şöyle açımlamam mümkün: emek vermeden başarı olmaz ve yaşamı yüreğinizdeki enerji ve sıcaklıkla sevmelisiniz. Negatif duygu ve düşünceleri zihninizden tasfiye ederek yürek sıcaklığınızı koruyabilir, rasyonel adımlarınıza emeğinizi katarak sabrınızı katarak başarıya ulaşabilirsiniz. Bu konuda sabit bir reçete yok. Herkes kendi yolundan gidiyor. Berrak ancak arı duru bir zihinle beslenen bir yürek ve rasyonalite kılavuzluğundaki bir emek çok önemli. Bu konudaki farkındalığınız size mutluluğu da başarıyı da getirebilir. Ama bugün, ama yarın, ama daha sonra…  Unutmayın, mutluluk sonradan geliyor. Sonradan gelen mutluluüun harcı ise pozitif insan ilişkileri, gücünüz oranında başkalarının yaşamlarına dokunabilmek, başkaları için de birşeyler yapabilmek.

Şimdi biraz sınırlarımızdan uzaklaşalım! New York’taki ve Japonya’daki başarılarınızı anlatabilir misiniz? Hazırlık aşamanız, mental hazırlığınız, kazandığınız sonuçlar

Total kör olan bir atlet olarak spor yaşamımda mütemadiyen karşılaştığım sorun kılavuz sporcu bulabilmekti. Bizler ancak yanımızdaki bir klavuz sporcu koordinasyonuyla koşabiliyoruz. Aramızda tuttuğumuz kısa bir ip bu koordinasyonu sağlayan yöntem oluyor. Ben kimi bulduysam o arkadaş kılavuzluğunda elden geldiğince uzun mesafeler koştum. Maratonlarımın ve diğer atletizm etkinliklerimin hemen hepsine Bursa Uludağ Üniversitesi kampüs  arazisinde koşarak hazırlanıyordum. Yurt dışı maratonlarım için asgari 4-5 ay ve her biri iki buçuk saatten aşağı olmayan koşulları hemen her hafta kampüs arazisinde yapardım. Hafta içi de en az iki kez, 10 km tartan pistlerde koştum. Mental hazırlık derken; zaten koşacağınız maratonu hayal etmek başlı başına bir mental destek, endorfin, dopamin ve seratonin kaynağı. Gideceğim etkinliği hayal eder koşar, koşar, koşardım. Uludağ Üniversitesi Kampüsü’ndeki toprak yollarda koşmak mutluluğum olurdu. Zira ben koşmayı ODTÜ arazisindeki koşullarla sevmiştim. ODTÜ Yalıncak mevkiinden çıkarak yaptığımız koşular halen yüreğimde, belleğimde. Her ikisinde de milli olduğum yani devlet tarafından Türkiye’yi temsilen gönderildiğim New York ve Japonya Maratonları’nı düşündüğümde ilk aklıma gelenler; New York’ta Frank Sinatra’nın “New York New York” şarkısı ile start alışımız, ABD’den bulduğumuz ilk kılavuzumun beni tüm maraton koşturamayıp başka bir klavuza vermesi, ikinci klavuzumla yaşadığım trajedi ve komedi… Onun yetersizliğinden bana verdiği zarardan Japon deneyimli kadın atlet Joi ile kurtulmam ve final mutluluğum.   

Japonya’da ise; tükenişime karşın ambulansa binmeyişim ve inadımın getirdiği başarı. Direkten döndüğüm o maratonda olup bitenleri web sayfamda “İlk Ölümcül Deneyimim” başlığıyla anlattım. Merak edip ilgi duyanlara o yazıyı önerebilirim. 

Son olarak; 2002’de başlattığınız ve 2007’de sonlanan Beş Kıtada Beş Maraton Beş Zirve projenizden bahseder misiniz? 

Bu proje finans sorunları sebebiyle 15 yıl sürdü. Fakat görkemli bir final gerçekleşti. Finali görkemli kılan ABD’de yaşayan Türklerin kurduğu Bridge to Türkiye Derneği tarafından desteklenmesiydi. Kısaca BTF olarak adlandırılan dernek Colorado Sherman tırmanışımı da desteklemişti. Beş kıta projemin son tırmanış ve final etabı olan Avusturalya etkinliğim görme engelliler için bir eğitim projesi olarak çalışıldı. Proje kapsamında Braille kitap setleri bastırıldı. ODTÜ’de okuyan engelli öğrenciler için burs fonu oluşturuldu. ODTÜ burs ofisi koordinasyonuyla bu burslar halen devam etmekte. 

Beş Kıtada Beş Zirve Beş Maraton küresel projemin hayli pozitif geri dönüşleri oldu. Örneğin; reklam filmlerinde yer aldım. Bana birçok engelli ve onların aileleri ulaştı. Onlarla gönül sohbetleri yaptık. Üniversite öğrencilerinden spor yaşamımı ödev olarak hazırlamak isteyenler oldu. Beni aradılar ve hepsine pozitif yaklaştım, yardımcı olmaya çalıştım. Reklam filmleri deyince; THY zirve Reklam filmi popülaritemi daha da arttırdı ve daha fazla tanınır oldum. Tatlı bir anekdot düşmek gerekirse; Month Blanc’da yapılan o çekimlerde üzerimde olan malzemelerin tümü Decatlon ürünleridir. Halen de kullanıyorum onları.

Bu harika, samimi ve ilham verici röportaj için öncelikle Necdet Bey’e teşekkürü bir borç biliriz. Azmi, hırsı ve sportif kişiliğiyle birçok kişiye örnek teşkil edecek sporcularımız var oldukça eminizki ülkemizde spor kültürü bir kar topu gibi giderek büyüyecek. Bu kar topunun ne zaman bir çığa dönüşeceği ise tamamen bizim elimizde. İnanmak, vazgeçmemek, istikrarlı olmak ilk ve en önemli adımlar. Sonrasında gereken güç ise içimizde! Bu güzel röportajı Necdet Bey’i harika mottosuyla sonlandıralım o halde: “Yaşamı sevmek için yürek, başarmak için emek gerek”

Necdet Turhan’ın internet sitesini buraya tıklayarak ziyaret edebilir ve kendisiyle ilgili tüm bilgi ve fotoğraflara ulaşabilirsiniz. Ayrıca kendisini Instagram üzerinden de takip edebilirsiniz. Instagram hesabı için hemen buraya tıklayın!

Sağlıkla ve sporla kalın!

Bu röportaj Decathlon Blog & Newsletter sorumlumuz ve ülke bisiklet ürünleri eğitmenimiz Efe Subaşı tarafından gerçekleştirilmiştir. Efe’nin diğer yazı ve röportajlarını okumak için buraya tıklayın!